3 Nisan 2008 Perşembe

Çalışan anne = Çocuğunu özleyen anne

Çalışan anne olmak zor işmiş. Akşam 18:30’da evde oluyorum, hemen ellerimi yıkayıp üzerimi değiştirip Cem’i kucaklıyorum. Ayla ablası gidiyor, kalıyoruz üçümüz baş başa. Babası Cem’le ilgilenirken ben akşam yemeğini hazırlıyorum. Cem'in izin verdiği hızda yemeğimizi yiyoruz. Gün aşırı banyo yapıyor Cem, şayet banyo günüyse yemeğin ardından saat 20:00’de banyoya sokuyoruz, 20:30 mama vakti ve de 21:00 uyku. 21:00 geç diyorlar bebeğin uyuması için ama Cem ile akşamları 2,5 saat bile yetmiyor ki. Nitekim bazı akşamlar o uyurken sürekli onu öpüyorum. Sık sık uyanmasından şiddetle sikayet bile etsem bazen uyansa da görsem diye bekliyorum. Gece uyandığında önce fıkırdanıyor, bu fıkırtılar beni uyandırıyor, hemen kalkıp odasına gidiyorum, karanlıkta ona bakıyorum beni görür görmez hemen gülüyor, ahh işte o gülümseme yataktan gözlerimi bile açamadan kalkmaya zorlanan beni mest ediyor amannnn canım feda, uykularım feda bu küçük adama diyorum. Alıyorum kucağıma o minik kafası sağa dönüyor sola dönüyor neye bakıyorsa karanlık odada. Sonra bana bakıp yine gülüyor, cin gibi gözler ahhh diyorum uyumaz bu, yandık. Yine de kucağımda pış pış pış yapıyorum anında gözler kapanıp uykuya dalıyor. Ohhh yaşasın uyudu, koyalım bakalım yatağına, sırtı yatağa değdiği an gözler fal taşı açılıyor, bu işlem bazen 3 – 4 kez tekrarlanıyor en sonunda ben ağlamak üzereyken sızıyor. Koşa koşa yatağıma atıyorum kendimi 3 saat sonra yine aynı film sinemalarda.

Böyle böyle sabah oluyor saat çalıyor, kalkıp hazırlanma zamanı geliyor. Giyinip çıkacağım, ama o uyuyor, offf keşke uyansa diyorum çıkmadan öpsem pıtırımı. Yok ama uyandırmaya gönlüm razı olmuyor mecburen o melek yüzünü görmeden gidiyorum işe. Bazı sabahlar ise ben çıkmadan uyanıyor hemen yanında gidip “günaydınnnnn” diyorum hemen gülüyor o güzel ağzını açarak, sarılıyorum öpüyorum öpüyorum, kokusunu içime çekiyorum. Ohhh işte güne güzel başlamak bu. Günüm keyifle geçiyor Cem ile öpüşüp koklaşıp güne başlayınca.

Çalışan anne demek bebeğini özlemek demek…

2 Nisan 2008 Çarşamba

Küçük Adamım


Demiştim ya daha önce beklentilerin sonu yok, hep bir sonraki aşamayı bekliyor insan heyecanla ve her seferinde yaşanılan mutluluk hissi.

Küçük adamım, gittikçe gerçek bir küçük adam oluyor. Artık destekle olsa da oturuyor, midye kabuğu gibi hemen öne doğru kapanıyor, hedef ayaklar. Ayaklarını çoook seviyor ahh bir de o bezelye parmakları ağzına sokabilse….Kucağımızda otururken önünde masa varsa en keyif aldığı oyun eliyle şap şap şap masaya vurmak, ama sağ elini kullanıyor genellikle. Sağ el önemli işlerde kullanılıyor, masaya şap şap sağ elle vuruluyor o önemli iş çünkü ama masanın kenarından tutmak sol elin işi. Bu önemli işleri yaparken yüz ifadeside işin ciddiyetine uygun dudak büzülmüş kaş çatılmış.

Bu küçük adam geri vitese takılı kalmış, ne zaman yerde yüzüstü bıraksak hep ama hep geri gidiyor. Ayla ablası yere koyup meyvesini hazırlamaya gitmiş geldiğinde koyduğu yerde bulamayıp panik olmuş, bir bakmış ki geri geri koltuğun altına girmiş oradan Ayla’ya bakıp gülüyor. Eee bu bıdık ne zaman 1. vitese geçecek.

Ek besinlere başladık yavaş yavaş. Elma ile başladık, cam rendede rendeledim, pütürlü alışsın diye arkadaşımın da tavsiyesiyle süzgeçten geçirmeden verdim, ilk gün yüzünü büzüştürerek zorla yedi ama sonra sevdi. Şimdi elma – kivi karışımı sabah, havuç – kabak karışımını öğleden sonra veriyoruz, hapur hupur yiyor. Artık yeni tatlar denemenin zamanı geldi ve bende internetten faydalanarak neler vermemin gerektiğini araştırdıktan sonra liste ve zaman planı hazırladım. Bu planı Reha’ya mail attım. Reha’nın cevabı çok hoşuma gitti, onun üzerine yazmak istedim zaten. Şöyle demiş Cem’in babası : “ Hande, Şimdi bir garip hissettim cidden bu adam büyüyo yahu. (Yiyebileceklerine bakılırsa) ”.

Evet bu adam büyüyor hem de hızla.